AHISKA’NIN   HASRET   GÜLLERİ -2

            ( Yazan : Ahmet Ünal ÇAM  http://huzur.sehri.com )

 

Cemile seslenince Hasan’ı fark eden Nilüfer, telaş içinde kalmıştı. Ürkek bir güvercin gibi ne yapacağını, nereye saklanacağını bilemedi. Oysa Hasan da aynı durumdaydı;

-Eee..efendim.

-Köye erken mi dönecek traktörler, öyle bir şey duydum.

-Yoo…yoooo… öyle bir şey olsa bana da söylerlerdi.

-İyi iyi. Napıyorsun burda?

Üçünün arasında sadece Cemile rahattı. Diğer ikisinin arasında esen aşk rüzgarının şiddetini fark etmişti çoktan.

-Şey alacaktım, şey almaya geldim…

Hasan ne uyduracağını düşünürken, onu yine Cemile kurtardı;

-Ha, bu da arkadaşım Nilüfer, Cağısman köyünden. Seni görmüşken bir şey soracaktı?

Nilüfer, şaşkın, telaşlı Cemile’nin yüzüne bakarken, Hasan’da dizlerinde başlayan bir heyecan titremesiyle Nilüfer’in sorusunu bekliyordu. Cemile;

-Nilüfer’in de abisiyle, bir akrabası cephedeymiş ama pek haber alamıyorlarmış. Sen abinden haber alıyorsan, hiç olmazsa cephenin genel durumu için  bir haber olur.

Hasan, askerdeki abisi aklına gelince biraz sakinleşti;

-Abimin son mektubu geçen hafta geldi. Ukrayna’da Almanlarla karşılaşmışlar. İyi durumdayız, diye yazmış.

-İyi iyi. Gördün mü Nilüfer, merak edecek bir şey yok. İnşallah tüm Ahıska gençleri sapasağlam dönerler.

Nilüfer; “-İnşallah! Dedi. Uzun süredir, sessiz, gizli bir sevdayla sevdiği, Nilüferin sesini ilk defa duyan Hasan, heyecandan bayılmamak için, bir an önce gitmek istiyordu. Oysa haftalardır bu anı beklemişti. Nilüfer da heyecanlıydı ama Hasan’dan daha sakindi.

Cemile veda edip Nilüfer’le yürüyüp giderken, Hasan yanındaki duvara yaslandı yavaşça. Mırıldandı; “-Aman Allah’ım, peri mi bu. Ne güzel yaratmışsın yarabbi“ hızlı hızlı atan kalbini tuttu, “Gerçek değil mi yoksa, hayal mi!”

Nilüfer, Cemile’nin kolunu sıktı; “-Ne yaptın sen yahu, mahvettin beni…”

-Noldu, yalan mı söyledik, yanlış mı! Savaşta olan akraban yok mu! Ahıska’dan askerde akrabası olmayan biri var mı!

-Onu mu diyorum ben. Pat diye konuştuk.

-Neyse canım, teşekküre gerek yok. Ödeşiriz.

Nilüfer, yeni yeni yatışan heyecanıyla sordu; “-Nasıl ödeşecekmişiz yahu.”

-Ben de sizin köyde birini seviyorum.

-Hadi canım, senin taş görünüşün altında atan bir kalp mi var yani!

-Dalga geçme, ilk defa birine söyleyeceğim.

-Sen alay ederken iyiydi ama…

-Tamam, söylemiyorum.

-Söyle, söyle çatlarım.

-Şimdi askerde olan biri, dönünce sen de tanışmam için bana yardımcı olacaksın.

-Tabi canım,  tanıyorsam elimden geleni yaparım. Kim?

-Askerden geldiğinde söylerim

-Hemen söyle, çatlarım dedim yahu.

-Ama aramızda kalacak…

-Söyleeeee…

-Dayımların köyünden dönerken, annem-babam sizde bir gece kalmıştık ya.

-Ooo… bir seneden fazla oluyor. Eeee…

-O gece sizde bir genç vardı ya.

-Teyzemin oğlu.

-Hah işte.

-Bir kere görmeyle mi aşık oldun. Ya ben seni aşkla filan uğraşmaz biri sanırdım.

-Bir kere görmeyle olur mu?

-İki mi?

-Hımmm, kızacağım. Canım, sen pazarda görüyorsun da ben göremez miyim! Ama ben senin gibi şanslı değildim, hiç konuşamadım.

Nilüfer, Cemile’nin boynuna sarıldı; “-Canım benim, dönünce konuşursun inşallah. “

Cemile, sakin görünmeye çalışırken, gülümseyerek sordu;

-İsmi neydi?

Nilüfer şaşırdı; “-Kimin?”

-Teyzenin oğlunun.

-Güldürme beni, ismini bile bilmiyor musun?

-Ne bahaneyle soracaktım ismini. Sizde kaldığımız akşam kimse ismini söylemedi ki ne yapayım. Annen de baban da ‘Yeğenim aşağı, yeğenim yukarı”

-Halil!

                            ***                          ***                          ***

a

 

----DEVAMI  (Okunur ve istenirse) VAR---

          ahmetunalcam.googlepages.com/huzur.htm 

http://siiroyku.googlepages.com/ahiska1.htm   

 AHISKA-2  AHISKA-3 AHISKA-4   AHISKA-5 

TELiF HAKLARI KONUSUNDA DESTEGİNİZİ BEKLİYORUM