AHISKA’NIN   HASRET   GÜLLERİ - 7                  ( Yazan : Ahmet Ünal ÇAM  http://huzur.sehri.com )

         --- Garibin doğumu ---
 

-Askerler konuşurken duydum, Kolhoz’un batısındaki bütün köyler boşaltılıp, trenlere bindirilmiş bizden önce.

Cemile, ikinci üzüntüyü, ikinci şoku yaşarken, Kamil bey umut vermeye çalıştı;

-Üzülme, bizi götürdükleri yerde köylülerinizi buluruz.

Askerlerin tanıdığı yarım saat içinde Naz hanım, böyle bir günde yanlarında erkek olmayınca korkar diye, ablası Latife hanımı almaya koştu. Oğlu askerde Halil askerde olan Naz hanım bir iki ev ilerde tek başına yaşıyordu.

Latife hanım, kardeşi Naz hanımın yüzündeki yaşları garipsememişti, “Her şeye ağlar zaten” diye düşünmüştü içinden ama evlerine gidip Cemile ile Nilüfer’in de  çok ağlamış olduklarını görünce garipsedi.

-Ne ağlaştınız bu kadar kızlar. Ben de üzüldüm ama bir kaç günlüğüne götürecekler sonra dönceğiz , ne var bu kadar üzülecek. Hem ben asker anasıyım, merak etmeyin hiç bir şey olmaz.

Kızlar “Asker anasıyım” deyince ağlamamak için mutfağa, Naz hanımın yanına doğru uzaklaştılar. Kamil efendi konuştu;

-Kolhozda toplanacakmış çevre köylüler. Herhalde bizi Türkiye’den uzağa götürecekler. Yine de zor yolculuk olacak, kuzeye doğru düşünüyom da 80-90 km uzakta kolhozlar var. Bu kadar yolu gitmek için çok araba gerektir.

Latife hanım itiraz etti;

-Olur mu canım o kadar uzağa, üç günlüğüne, dediler. Üç günlük mesafe mi kuzeydeki kolhozlar. Ben tavuklarıma bile üç günlük yem bıraktım. Canım sözlerini tutsunlar, tutmazlarsa sorarım onlara. Ben asker anasıyım, asker.

Kamil efendi, bir an söylemeyi düşündü, böyle bir zor günde bile Naz hanımın yüzüne yayılan mutluluğa, gülüşe baktı, söyleyemedi.

Latife hanım mutfağa doğru seslendi;

-Hadi Naz, hadi kızlar çabuk olun, daha ekmeği ocağa koymadınız mı?

Mutfakta hem ağlayıp, hem ekmek yapan Naz hanım, ağladığını belli etmemeye çalışarak seslendi;

-Ocağa odun sürdük, pişiriyoz ekmekleri abla.

Birden avludan gelen seslerle irkildiler, gürültülü bir şekilde avluya giren askerler sağa sola ateş açarak hemen aşağı inmeleri için bağrışıyordu. Askerlerin söz dinleyecek halde olmadıklarını görünce korktular. Naz hanım, “-Ekmeğimiz ocakta pişiyor, beş dakkaya geliyoz” dedi ama sözünü tamamlamadı, bir çavuş evin çatısına doğru ateş açarak; “-Hemen dedik, yoksa çatıya değil kafanıza ateş edeceğim.”

Korku içinde aşağı indiler, avludan çıkıp köy meydanına doğru yürüdüklerinde dipçik yiyenleri, itiraz edip kurşunlananları görünce durumu sandıklarından çok daha farklı, çok daha kötü olduğunu anladılar.

Köylüler kaçmaya çalışmasın, plan yapamasın diye askerler sürekli sağa sola ateş açıyor, korku, baskı ortamı oluşturuyordu.

Kamil efendi, o kargaşada ailenin bir arada kalması, kargaşada kaybolmaması için çok gayret gösteriyor, bazen dipçik yiyip yere yuvarlandığı bile oluyordu.

Sonunda köylüleri kamyonlara, traktörlere doldurup kasabaya götürdüler, tren istasyonuna indirdiler. Manzara korkunçtu, insanlar mahşer yeri gibi kargaşada kaybettiği eşini-çocuğunu arıyordu. Ama bu askerlerin umrunda değildi, bir an önce vagonlara binsinler  diye itekleyip, vurup duruyordu. İtiraz edenleri dövüyor, kaçmaya çalışanları hemen oracıkta öldürüyorlardı.

Kamil efendi, hayvan götürülmek için getirildiğini sandığı vagonları yeni anlamıştı, havasız, pislik içindeki vagonlara insanlar dolduruluyordu.Vagonlara rasgele iteklendiklerinden kimine 14 aile, kimine 7 aile doluşmuştu.

Kadınların feryatları, ağıtları ortalığı inletiyordu.

1944 yılının Ekim ayı soğuk bir sonbahar akşamında Ahıskalılar vagonlara bindirildiler.

                            ***                          ***                          ***                     

Stalin, polit büro şefi Nikita Khrushchev’e kızıyordu;

- Göç sonucu Kırım’lıların yarısı ölür demiştin ama raporlara göre yüzde otuzu anca ölmüş. Eğer Ahıskalılarda da durum istediğim gibi olmazsa görevden alırım.

Khrushchev ;

-Merak etmeyin efendim, tren güzergahını değiştirdik. Uzak ve soğuk yerlerde dolaştırıp insanların çoğunu kırdıracağız.

-Türkiye’ye yakın kıyılarımızdaki Türklerin hepsini sürün Sibiryaya.

Khrushchev çıkınca, İçişleri Halk Komiseri Lavrenti Beria girdi Stalin’in yanına. Stalin hemşerisine sevinçle seslendi;

-Senin teklifini değerlendirmemiz iyi oldu, güzel neticeler alıyoruz, bu bahaneyle Gürcistan’ın çevresinde Türk bırakmayacağız.

Türkiye sınırı yakınındaki,Türk asıllı insanları göç ettirelim teklifinde bulunan Lavrenti Beria da, Stalin gibi Gürcü asıllıydı.

                            ***                          ***                          ***           

Kamil efendi ailesi ve Cemile ile aynı vagona binmeyi başarmıştı. Anma vagondaki diğer insanlardan ailesinden koparılan kişiler, hatta çocuklar vardı. Askerler kimseyi dinlemiyor, aynı ailenin bir araya gelmesi için vakit bile tanımıyordu. Latife hanım, oğlunun asker olmasının bir fayda etmediğini omzuna inen bir dipçikle öğrenmiş ve artık susmuştu.

Erkeklerin hepsi yaşlıydı, eli silah tutanlar askere alınmış, Nazilere karşı cepheye sürülmüştü.

Kamil efendinin akşamdan beri düşünceli olan halini Naz hanım yeni yeni anlamaya başlamıştı. Kocasına sordu;

-Biliyor muydun?

Kamil efendi, sıkıntılı haliyle eşine baktı;

-Kolhoz’da konuşanlar oldu. “Kırım Türklerini sürmüşler, bizi de süreceklermiş” dedi yaşlı işçilerden Ahmet Seferov . Çoğu kişi ona kızdı, “Bizim oğullarımız Sovyet ordusundayken böyle bir şey olur mu! Sen deli misin?” diye kızdılar, bağırdılar. Ama içimize de bir ateş düşmüştü. Kızanlara aldırmadan Ahmet Seferov, “-Siz kendinizi ne sanıyorsunuz, 30 Alman uçağı düşüren  “Sovyetler Birliği Kahramanı” ünvanı alan Ahmet Han Sultan’ın köyünü bile mayıs ayında sürdüler, bunu duymayan kalmadı sizden başka. Ahmet Han’a göstermedikleri saygıyı size mi gösterecekler dedi. Biz rahatsız olsak da, yine de yakıştıramıyorduk bir türlü bunu. Yalnız, sabahtan böyle konuşan  Ahmet Seferov’u öğleden sonra görememiştik. Vatan haini diye bir sürü kişi haftalardır tutuklanıp götürüldüğünden ki çoğunlukla Ahıska’nın zenginleri tutuklanıp, mallarına el konuyordu, Seferov’u da cesaret edip soramadık.

Konuşmayı dinleyen Baldızı Latife hanım yere diktiği bakışlarını yavaşça kaldırdı, sordu;

-Bizi üç günlüğüne gönderdikleri de mi yalan.

-Eğer Seferov’un dedikleri doğruysa, Ahıska’nın tamamının göç ettirilmesi ve bunun  Kasım sonuna kadar bitirilmesi isteniyormuş. Stalin ve yardımcısı Beria, buraları tamamen Gürcülere bırakmak için yapıyormuş.

-Olmaz öyle şey, birkaç hafta sonra savaş bitince alırlar bizi geri, oğlum savaştan dönünce bizden döneriz. Yine ocağımız tüter.

Bir kadının çığlıklarıyla sözünü kesti. Kimse kaçmasın diye küçük pencereleri dahi tahta çakılmış vagonda kimse birbirine net göremiyor, arada bir kibrit yakanlar sayesinde durumlarını inceleyebiliyorlardı. Birisi kibrit çaktı, ilerde yerde kıvranan genç kızı gördüler. Birisi bağırdı;

-Doğuruyor, vagonu askerler seslenin doğum var.

Tiflis’e gelmişi, tren duraklamıştı ama bağlanmış olan vagon kapılarını açmaya gelen olmamıştı. Birkaç kişi hareket duvarlara vurdu. Sonunda, dışardaki askerlerden cevap veren oldu, durumu anlattılar. Asker cevap bile vermedi, sonunda tren yine yürümeye başlayınca umudu kestiler.

Erkekler ceketini verdi, kadınlar genç gelinin çevresini sardı. Yaşlı bir kadın ebelik yapıyor, doğum için uğraşırken, bir diğeri çevredekilere anlatıyordu;

-Eşi askerde, vagonlara bindirirlerken de anasını, babasını başka vagonlara sürüklemişler.

Ebe kadın telaşlandı; “Bebek ters geliyor, kanaması da çok fazla.”


 

a

 

----DEVAMI   VAR  --- 

  ( Yazan : Ahmet Ünal ÇAM   http://huzur.sehri.com )

           ahmetunalcam.googlepages.com/huzur.htm  http://ahmetunalcam.googlepages.com/kitap.htm

AHISKA'NIN HASRET GÜLLERİ   

TELiF HAKLARI KONUSUNDA DESTEGİNİZİ BEKLİYORUM